Alıp başını gitme isteği...
Size de oluyor mu?
***
Süregelen sıkıntılar son buldu.
Sevinçten gluten, tatlı Allah ne verdiyse...
***
Yıllardır görülmeyen arkadaşlarla buluşma heyecanı...
***
Öğretmenler günü yaklaşıyor. Okullardan, hediye almayın küçük bir gülücük yeter mesajları gelmeye başladı. Öğretmenlere alınan pahalı pahalı hediyelerle ilgili konuşurken bir arkadaş kendi okul anısını anlattı: "Biz abimle hep 1 adet gül alır onu götürürdük öğretmenimize" derken hemen ardından ekledi; "Hediye getirmeyenleri ya da iyi hediye getirmeyenleri diğer çocuklar zorbalardı. Bizim Davut vardı mesela yazık evden gizlice bir şeyler aşırıp kendi paket yapıp öğretmene verirdi." Ahh...
Davut'u sarıp sarmalamak istedim. Gün boyu aklım Davut'ta kaldı.
***
Yeni yıla kadar bütün yarımları tamamlamaya niyet ediyorum.
***
Johann Sebastian Bach'ın 3 Nolu Süiti çok huzurlu.
***
Güne güzel başlamıştık, sonra canımız sıkıldı. Sonra yine sevindik. Hayat...
***
Günler hızlıca akıp gidiyor. Nefes alacak zaman yok. Benim nefesim yalnızlığım. Kendime kaçmaya öyle ihtiyacım var ki. Bu arzumu tuhaf karşılıyorlar. Normal olmadığımı düşünen bir kesim de var. Onlara göre yabaniyim.
İnsan dediğin sosyal olmalı, birbiriyle kaynaşmalı. Hep yapışık, mıç mıç gezmeli. Hiç susmadan konuşmalı, türleriyle haşır neşir olmalı. Pehhh.
Arkadaş, kalabalık, kargaşa, gürültü, boş muhabbet bana yaramıyor. Fazlasına maruz kalınca enerjim tükeniyor. İlla bir ara vermeliyim. Yoksa kaldıramıyorum, huzurum kaçıyor. Tedavim basit. Sessiz sakin bir ortamda kendimle buluşmak, kendimle haşır neşir olmak, yani küçük bir inziva.
Bunun nesi kötü?
O zaman bana göre de sizsiniz tuhaf. Kendi iç sesinizden korktuğunuz için kaçıyorsunuz yalnızlıktan. Aslında kaçtığınız yalnızlık değil kendinizsiniz. Kalabalıklar içinde susturuyorsunuz iç sesinizi ve erteliyorsunuz yüzleşmeyi.
***
"Sık sık kendi içine çekilmelidir insan. Öte yandan, yalnızlık bizim insanlara karşı özlem duymamıza sebep olur, kalabalık ise kendimize karşı özlem duymamıza, ve biri diğeri için çare olur. Yalnızlık, kalabalığa karşı duyulan nefrete, kalabalık ise yalnızlıktan duyulan bıkkınlığa çare olur!" Seneca/ Ruh Dinginliği Üzerine
Canım kendim, güzel yaş almak istiyorsan;
-Büyümeye devam etmelisin. Öğrenmekten vazgeçme.
-Zamana ayak uydur, güncel kal.
-Esne.
-Sosyalleş.
-Dr. Osman Müftüoğlu'nun önerdiği gibi: DURMA-DÜŞME-ÜŞÜTME
Ya da boş ver, sal gitsin...
***
Kimse izlemiyorken sen kimsin?
***
Hayatımı ne yaparak geçirmeliyim?
***
Varoluşunu doğru inşa edememiş gibi hisseden bir ben miyim?
İşte ruh halim tamda böyle. İçimde ki yaşama sevinci bir gelip bir gidiyor. Dalgalanıp dalgalanıp duruluyorum. Bir coşkun, bir durgun.
Bir adım atsam çok iyi gelecek biliyorum. Ama koltuğa gömülmek daha cazip geliyor. İçime dönmek, kitap okumak, sessizce kendi dünyamda seyir etmek...
Nihayet kendimi dışarı atmayı başarıyorum.
Deniz havası iyi geliyor, hele denize karşı ilmek atmak daha da iyi geliyor.
Ufaktan bir şarkı tutturuyorum. Maviye maviye maviye çalar gözlerin...
***
8 yaşında bir dostum bana kalem, kalem başlığı ve sticker hediye etti.
Sticker seçimini bana bıraktı. Çoğu sticker Kuromi diye bir karaktere aitti. Ona demedim ama içimden hiç beğenmedim. Bütün Kuromiler kötü kötü bakıyordu. Öfke doluydular sanki. Çocukların neden sevdiğine anlam veremedim.
Ben gittim tatlı tatlı bakan, barışçıl Hello Kitty'i seçtim.
***
Maud Ankaoua - Bugün Kalan Hayatımın İlk Günü
Okumaya yeni başladım. Kitap hakkında hiçbir fikrim yok. Sadece ismine kapıldım. Anlaşılan o ki, su gibi akacak.
Biraz dağılmış olabilirim ama toparlıyorum.
***
"Ormanda giderken
Yol ikiye ayrıldı
Ve ben seçtim
Daha az gidilmiş olanı." Robert Frost
Seçme şansımız olduğunu bilmek paha biçilmez.
***
Livaneli okuyorum. Bekle Beni Can
***
Boş duramayan biri olarak, bunun beni çok yorduğunu fark ettiğimden beri 5 dakikalık boş durma molaları vermeye çabalıyorum.
5 dk gibi kısa bir süre bile beni zorluyor.
Şaşırıyorum.
***
Neden sadeleşemiyorum?
Her gün 2 nesneden kurtulmayı deneyeceğim. :P
"Bir arkadaşım babası öldüğünde öyle aman aman bir üzüntü hissetmediğini, hatta bu yüzden kendisi için biraz endişelendiğini anlatmıştı. Bir hafta geçmiş, sonra bir ay, sıra dışı pek bir şey yokmuş, evet, aklına gelmesine geliyormuş, kendini mutlu hissetmiyormuş, ama buna gerçek bir üzüntü denir mi? - hayır. Sonra bir sabah, dedi, gözlerimi açtım ve, inan bana, acıdan kalkamadım. Sanki ağır bir levha ya da bir taş göğsümü sıkıştırmış gibiydi, nefes alamıyordum, beni aniden öyle bir çarptı ki, babamın artık hayatta olmadığını sanki ancak. o zaman anladım. Ta ikinci yıl bir nebze hafifledim, dedi." Georgi Gospodinov
"Babam bir bahçıvandı. Şimdi bir bahçe." Bahçıvan ve Ölüm / Georgi Gospodinov
İlk cümlede ilk tokat.
***
Yoğun bir temponun içinden sağ çıkmaya çalışıyorum.
***
Kötümser: Bıktım sistem değişikliklerinden.
İyimser: Yeni şeyler öğrenmek iyidir, geliştirir.
***
Kötümser: Günlük rutinlerin sekteye uğramasından hoşlanmayan bir ben miyim?
İyimser: Rutin dışına çıkmak iyidir, yeni maceralara yelken açtırabilir. : )
***
Şöyle elimden bırakamayacağım güzel bir kitapla bir köşeye sinip kitap okumak istiyorum.
***
"Elimizden kitaplar alınsa neye uğradığımızı şaşırırız." Yeraltından Notlar/F. Dostoyevski
***
İş çıkışı spora gidiyorum. Bugün hocanın bana sürekli komutlar verip, ne yapacağımı söylemesinden keyif aldığımı fark ettim. Gün boyunca sürekli kararlar almak, aldığın kararlardan sorumlu olmak sanırım insanı biraz zorluyor. Bunu genele yaydığımda çocuk yaştan beri kendi sorumluluğumu taşımanın beni ne kadar yorduğunu, güvendiğim birine teslim olmanınsa beni bir o kadar rahatlattığını kavradım. Bu aydınlanma anda kalmayı başardığım yegane zamanda, yani bir pilates dersinde yaşandı. Bu durumda ne demeli, yaşasın pilates 😊.
7 Ekimde 15 yıllık bir hikaye son buldu.
***
İş stresli bir haftadan sonra hafta sonuna ulaşmak ve elime kahvemi alıp biraz okuma yapmak iyi geldi.
***
Yaşadığım şehrin nüfusuna bakınca nispeten daha sakin bir semtte oturuyorum. Tatilimi eylül ayında yaptığım için sezonun en sakin ve en yavaş haline eşlik ettim. Epeydir şehir merkezine gitme ihtiyacı da duymamıştım. Uzun süreli bu sakinlikten sonra dün iş için şehir merkezine gitmem gerekti. Aman Allahım ne kaos ne kaos. Herkes telaşlı, herkes koşuşturuyor, herkes ekmek peşinde. İnsanlar birbirlerini itiyor kakıyor. Resmen gözüm korktu. Bir köşeye sinip dağılmalarını beklemek istedim. Ama ne mümkün. 24 saat canlı bir şehirde yaşıyorum. Bundan uzak kalmanın tek yolu evini, işini, ihtiyaçlarını mümkün mertebe aynı çemberde tutabilmek ve çemberi daraltabilmek. Arkama bile bakmadan evime koştum. Kapımı kapatıp bütün o hengameyi dışarıda bırakmayı başardım. Şanslıyım bunu yapacak imkanım var. Cendereden çıkamayanlar için üzgün, kendim için şükür doluyum. Oralarda hayat çok hızlı ve yorucu akıyor. İnsanlar hayatta kalma telaşından kendilerine zaman ayıramıyor. Günün sonunda doğal olarak herkes yorgun, herkes telaşlı, herkes bıkkın ve mutsuz. Bu durumda bizim iyi olmamızda bir işe yaramıyor. Sonuçta aynı gemideyiz. Kolektif mutsuzluk hızlıca yayılıyor.
***
"İçi arınmamışsa, neler bekler insanı, kendi kendisiyle ne savaşlar eder boşuna!
Tutkuları içinde ne kemirici kaygılar, ne korkular içinde kıvranır insan!
04:00 Gözüme uyku girmeyince uyumaya uğraşmak yerine çalışmayı seçtim. Gün biter mi?
***
Bizimle hikayemizin sonuna dek yürüyecek tek bir kişi vardır, o da kendimiz...
***
Eğer 5 kişi ile (hayatta olan ya da olmayan) kahve içmeye gidecek olsaydınız, kimleri seçerdiniz?
Harika bir soru değil mi? Bir arkadaşım sordu bu soruyu bana.
İlk olarak hiç düşünmeden Atatürk dedim.
Ey bu günümüzü sağlayan ulu Atatürk açtığın yolda, kurduğun ülküde, gösterdiğin amaçta, hiç durmadan yürüyeceğime and içerim.
Muazzez İlmiye Çığ, hala etkisi altındayım. 110 yaşında, donanımlı bir kadından daha öğrenecek çok şey vardı diye düşünüyorum.
Patti Smith'in Çoluk Çocuk kitabını okuduğumda uzun süre etkisinden çıkamamıştım. Tanımayı isterdim. Şuan tekrar okumak istedi canım.
"Hayatımda bu kadar kolektif çaresizliği, kayıp umutları ve hayatlarını hatalarla yok etmiş ıssız ruhu bir arada görmemiştim." Patti Smith
Marcus Aurelius Roma imparatoru. Eşitlik ve özgürlükçü bir imparator olmasının yanı sıra öğütleri yol gösterici bir filozof.
"En sonunda "toprak olacağım"dan başka herhangi bir şeyi neden umursayayım?" diyor, Marcus Aurelius
Uruguay devlet başkanı Jose Mujica. Dünyanın en yoksul ve mütevazı başkanı sıfatıyla hayranlığımı kazanmış bir lider.
"Ben fakir değilim. Tutumluyum. Çünkü, sahip olduğum özgürlüğün keyfini sürmek için zamana ihtiyacım var. Yoksulluğu değil, ölçülü olmayı ve ağır olmayan bavullarla yürümeyi seviyorum" Jose Mujica
İşte benim davetlilerim, kahve bahane sohbet şahane :)
Sizin masanızda kimler var ?
***
"Meseleleri mesele etmezsen mesele kalmaz. " demiş. Eski cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel."
***
Ruhum hep arayışta. Aradığım şey dışarıda değil içimde.
Ben aslında sadece kendime doğru bir yolcuyum.
***
Nezaketsizlik olmasın diye hayır diyemediğim ne çok an var. Yapmak istemeyip yaptığım ziyaretler, beni huzursuz ettiği halde bulunmak mecburiyetinde hissettiğim ortamlar, yapmak istemediğim halde yaptığım telefon görüşmeleri. Artık bunların hepsi beni çok sıkıyor. Tek istediğim her anımı canımın istediği gibi yaşamak.
Mümkün mü?
Kendime, isterseniz size not;
Hayatına neşe kat.
Keyif almadığın ortamdan uzaklaş.
Yapmaya değer görmediğin hiçbir şeyi yapma.
Kalbinin attığı yere yakın dur.
***
Deprem..
***
Sanki ekim eylülün yerini almış gibi değil mi? Sonbahar ritüelleri ekime kaydı.
***
Dopamin Menüsü diye bir trend çıkmış. Yapılacakları listelemişlerde listelemişler.
Canının istediğini canının istediği zaman yapabilsen yeterli bence.
***
Günaydın yeni gün.
Mucize dolu bir gün yaşamaya niyet ediyorum. :)
***
Hayatımızı kendi şartlarımıza göre yaşamak en iyi yaşam tarzıdır. Sistemin dayattığı yaşam tarzını reddediyorum.
***
Başkalarının gözündeki yansımam olmasa ben kimim?
***
"Kitaplar başucunuzda ihtiyatlı bir ilaç gibi durabilir." diyor, Şebnem İşigüzel Nilay Örnek'in Nasıl Olunur? Podcast'inde.
***
An itibarıyla kendime en iyi arkadaşıma davrandığım gibi davranmaya karar verdim.
***
Kuru erik iyi bir kalsiyum kaynağıymış öyle dedi bilirkişi.
***
Kendime not: 2 haftadır ne çok yedin be canım. Artık disipline olmalısın. (62,5 kg -> 59,5)
***
"Satın alınamayan şeyleri severim ben.
Deniz gibi,
Gökyüzü gibi,
Ay ve Güneş gibi,
Ve sevgi gibi.."
Sabahattin Ali
Koşturmacalarla dolu hayata kısa bir mola iyi geldi. Yediğimiz içtiğimiz unutuldu, akılda güneş, kum ve deniz kaldı.
***
10 Rahatlatıcı büyükanne hobileri diye bir liste ilişti gözüme.
Liste şöyle;
1-Örgü ve tığ işi
2-Çarpı, dikiş ve nakış
3- Seramik
4-Resim, çizim ve pastel boya
5-Bahçecilik veya bitki yetiştirme
6-Yemek pişirme
7-Mektup yazma
8-Bulmacalar ve masa oyunları
9-Kuş gözlemciliği
10-Patchwork yapma
Liste genel anlamda yaratıcılığa ve üretime yönelik bir liste olmuş.
Benim ruhuma iyi gelen neler var diye baktığımda bende de üretmek 1. sırayı alıyor.
Çocukluğumdan beri benim için örmek, dikmek, çizmek, kesmek, yapıştırmak gibi uğraşlar, dış dünyanın karmaşasından korunmak için sığındığım bir liman.
Üretmek akışta kalmamı sağladığı için daima ruhuma iyi geliyor.
Bende 2. sırayı okumak alıyor. Okumak, bilmediğim dünyaların dehlizlerinde kaybolmak, çok iyi hissettiriyor..
Hani Descartes'in bir sözü var ya "İyi kitaplar okumak, geçmiş yüzyılların en iyi insanlarıyla sohbet etmek gibidir." İşte aynen böyle.
3. Araştırmak ve hazırlık yapmak. Sonuca ulaştıramasam da o işi yapmış kadar zevk alıyorum.
4. Öğrenmek, öğrenmek, öğrenmek...
5. Kağıt ve kalem kullanarak yazmak.
Ve bunun için bilumum kırtasiye malzemesi almak : )
6. Yürümek. Ne zaman sıkışık hissetsem zorlanarak da olsa kendimi dışarı atarım ve döndüğümde her zaman buna değmiş olur. Doğada olmak nefes aldığımı hissettirir.
Yazdığım maddeler ruhum daraldığında bana iyi gelen şeyler. Ve hepsi bireysel uğraş.
Buradan anlaşılıyor ki ben içime dönerek şifalanıyorum.
Tabi ki arkadaşlarımla sosyalleşmeyi, gezmeyi, tozmayı, toplu etkinlikleri, kültürel aktiviteleri vs de seviyorum ama keyfim yerindeyse ; )
Yukarıdaki liste benim acil çıkış seçeneklerim.
Herkesin yolu başka, kiminin dışa, kiminin içe...
***
-
İnsanlar bir şekilde içini döküp rahatlayabilmeli, ciğerleri boşalana kadar, boğazı patlayana kadar bağırıp içindeki boşluğu, acıyı, kederi, neşeyi siz ne derseniz, biriken o şeyi dışarı atabilmeli, diye düşünürken aklıma geçmişten 3 görüntü geliyor.
1- Orta okulda kuzenimle ana caddede kamyonlar geçerken, var gücümüzle çığlık çığlığa bağırmamız.
2- Lisede cam bir kupayı yere atarak patlatmam. (Şuan bunu nasıl yaptığıma kendimde inanamıyorum :P )
3- Üniversitenin başlarında bir arkadaşımın beni dağ yoluna çıkartıp bağır bağırabildiğince demesi ve benim var gücümle, içimdeki bütün çığlığı, aşağıda görünen şehre kusmam.
Bunların hiç birini öfke ile yapmadığımı hatırlıyorum. Sadece içimde beni sıkıştıran o şeyden kurtulmaktı amacım. Rahatladığımı da hatırlıyorum.
Yöntemler ne kadar doğru bilemiyorum ama, içe atmaktansa dışa bırakmayı tercih ederken bunu nerede tersine çevirdiğimi hatırlamıyorum.
Tüm bunları düşünürken gene bir cadde kenarındayım. Üstelik bu sefer metroda geçiyor. Çığlık atmaya cesaret edemesem de usul usul bir şarkı tutturuyorum. Sesimin volümü gittikçe artıyor. Yolun sonuna doğru bayağı avaz avaz şarkı söylerken buluyorum kendimi.
E ne yalan söyleyeyim yaptığım şey bayağı iyi geliyor, e sesim de fena değil sanki diyerek evin yolunu tutuyorum.
***
"İnsanın kafasının içine kimsenin karışmaması çok güzel bir şey." Angela'nın Külleri- Frank Mccourt (Şahane bir kitaptı, tekrar okumalı)
***
Okuyun- Okutun
Muazzez İlmiye Çığ Cumhuriyet tarihinin gururu bir kadın.
100 yıllık deneyim. 1 asrı değerlendirebilecek bilgi birikim.
Bir derya ile karşılıklı sohbet ettiğinizi düşünün.
Çoluk çocuk, genç yaşlı herkesin ufkunu açabilecek harika bir kılavuz.
Çok okuyan bir insanım.
Genelde bulduğum her boşluğu okuyarak doldururum.
Önerebileceğim bir sürü kitap var ama onları zaten bir şekilde birileri öneriyor.
Ben altını çizdiklerimle katkı sağlamayı yeterli buluyorum.
Ama bu kitap o kadar destekleyici ve yol gösterici ki üzerinde durmadan edemedim.
"Biliyorsun, neden öğretmiyorsun? "
"Hepinizden tek beklentim var: Yaşınız kaç olursa olsun, okumaktan ve yorumlamaktan vazgeçmeyin."
Muazzez İlmiye Çığ 110 yaşına kadar hayatın içinde, öğrenerek, öğreterek bir yaşam sürdü.
Bana ve herkese örnek olması umuduyla...
***
Bugün annemle babamın evlilik yıldönümü.
Kendimi bildim bileli ya yüz yüze ya telefonla hiç aksatmadan her yıl kutladım.
Kutlasam mı? Kutlamasam mı?
4 yıldır her 10 eylülde tereddütte kalıyorum, kutlasam üzer miyim? Kutlamasam üzer miyim?
Çünkü artık babam yok.
***
Sen iyi olsan ne fark eder etraf hep yürek sancısı.
Tetiklenecek o kadar çok şey oluyor ki.
Dün bütün gün gözü yaşlı gezdim.
24 saat içinde;
İki büklüm yaşlı bir teyze, elindeki kovanın iki yanına sıkı sıkı tutunmuş, kovadan destek alarak yürümeye, hastaneye giriş yapmaya çalışıyordu.
(Walker diye bir şey icat edilmiş değil mi? Yaşlı teyze düşmeyecek bu aletin peşine. Sistem onu görecek ve ulaştıracak. Gençler sisteme katkı sağlar, sistem de yaşlılara.)
Markette kasada beklerken önümdeki çocuk bakiyesi yetmediği için aldığı temel gıdanın bir kısmını geri bırakmak zorunda kaldı.
(Gözüm kendi alışverişime kaydı. 1 paket çekirdek, 2 paket cips. Utandım)
Çöp karıştıran çocuk çöp konteynerında bulduğu yarım şişe meşrubatı kafasına dikti.
(Başımı yerden kaldıramadan yanından geçip gittim.)
Yıl 2025 Gel de isyan etme be kardeşim.
***
Güzel şeylerde oluyor.
Yaklaşık 15 yıldır aynı köşede satış yapan poaçacı Yaşar abimiz tezgahına not bırakmış. İnceliğe bakın, hasta olduğu için özür diliyor.
Notun etrafına müşterilerin yazdıklarına ne demeli :))
-Geçmiş olsun sizi burada görememek üzücü demiş birisi.
-Ben Mert senin değişinle Mertcan umarım yakında dönersin Yaşar abi, demiş bir başkası.
-Biri de rujuyla Allah şifa versin yazmış :)
"Para kazanırken kültüre ihtiyacınız yok. Ama para harcarken kültüre ihtiyacınız var." demiş. Müfit Can Saçıntı.
***
Hayallerin kadar varsın.
***
Daha önce sözünü ettiğim 5 Yıllık Günlük örneğim;
2026 7 Eylülü muhteşem sürprizli bir gün olarak kayıtlara geçmeye niyet ediyorum.
5 yıllık günlük tutmaktaki amacım önceki yılları değerlendirebilmek ve 5 yıl içinde takvimimin o yaprağını en azından 1 kez muhteşem bir olayla kapatabilmektir.
***
İşten çıkıp koşa koşa pilatese gittim.
Geç kalma ihtimaline karşı üzerime spor kıyafetlerimi giymiştim.
Tam vaktinde salona girdim ve pilates aletinin üzerinde ki yerimi aldım.
Harekete başladık, hoca sayıyor, oooonn- dokuuuuzzzz- sekiiizzzz- yeediiiii.
Benim komutlara uyuşum, on-dokuz-sekiz-yedi.
Yavaşlamaya çalışıyorum ama bir türlü yavaşlayamıyorum.
Tıpkı yeni bitmiş çamaşır makinası gibiyim. İçimde ki merdane tüm hızıyla dönüyor.
Ben nefesimi ve kalp atışlarımı düzene sokmayı başardığımda, hareketlerimde düzene giriyor.
Yavaş yaşam felsefesi her yerde karşıma çıkıyor.
Evet deniyorum.
Nörologlar çok öneriyormuş diye yere uzanıp 7 dk bütün vücudumu gevşetmeye,
etrafımdaki seslere, kokulara, vücudumun zemin üzerindeki temasını fark etmeye çalışıyorum.
O sırada gözüm saatte acaba işe geç mi kalıyorum.
Malum trafik.
Yemeğimi yavaş yemeye çalışarak, her lokmanın tadına varmaya çalışıyorum.
Ama gözüm yine saatte, çok oyalanırsam işler aksayacak.
İki satır yazı yazmaya çalışıyorum fakat, uyaranların bol olduğu dikkat dağınıklığı çağında,
dikkat vermek ne mümkün.
Not alır gibi kısa kısa yazıp çıkıyorum.
Yavaşla...
Evet, deniyorum.
Büyük şehrin çarkından bir çıkabilsem, başaracağım biliyorum.
Bir kızıl derili atasözü var siz de bilirsiniz: "O kadar hızlı gittik ki; ruhumuz geride kaldı."
Sadece ruhumla el ele yürümek istiyorum.
***
Bardağın dolu tarafı güzel. Başını eğlenceli tarafa çevir.
***
1 saat içinde yaşanan olaylar ve kahramanları;
Yolda kalan bir araca yanaşarak akü desteği veren bir şoför,
telefonun var mı abi annemi arayacağım diyen çocuğa telefonunu veren kasiyer,
kazaya kurban giden yaralı kediyi kucaklayıp veterinere götürmeye çalışan bir kadın,
ve o kadına gel abla araba var, ben götürürüm seni diyen genç.
İyi ki varsınız.
Bu ülkede hala iyi insanlar var ve iyi insanlar olduğuna göre umudumuz da var.
***
Aklına gelen her şeyi buraya yazman doğru mu çocuk?
Babaannenin anderleri de bırak gizli kalsın :)
Kendime ve isteyene not:
Kendini kontrol etmekte zorlandığında bu duygunun geçici olduğunu hatırla.
O an ki duygunu görmezden gelme, kabul et, yaşa ve yoluna devam et.
Bastırılmış her duygu çoğalarak, açığa çıkacak alan arar.
Bu durum bize ve çevremize daha çok zarara verir.
***
"Sanat ne demek? Hayattan keyif almak demek. Demek ki alım gücü düştükçe, keyif azalıyor. Deneyimlemesi bir ömür sürecek, kaynakları asla tükenmeyecek sonsuz bir alan ama o alanlara ulaşmak bile belli zümrelerin tekelinde. Bir şekilde toplumun her bir ferdinin sanatla bir araya gelebileceği bir düzen ve gelir adaletini çok arzuluyorum. " Muazzez İlmiye Çığ
Bende
***
Dışa dönükler 'dışa dönük' türler, daha çok eylem odaklıdırlar, sosyalleşmeye ihtiyaç duyarlar. Başkalarıyla vakit geçirdikten sonra enerjik hissederler.
İçe dönükler 'içe dönük' türler, düşünce odaklı olma eğilimindedirler, derin ve sosyal etkileşimlerden hoşlanırlar ve yalnız vakit geçirdikten sonra kendilerini yeniden enerji dolu hissederler. İşte bu ben.
***
Ben: Yalnız seyahate çıkmak istiyorum.
Koca: İyi ya ablanla gidin işte.
Tek başıma seyahat etmek istiyorum çünkü, yol arkadaşımın ihtiyaçlarını da gözetmek bende stres yaratıyor. Bu durum karşı tarafla ilgili değil tamamen benimle ilgili. Aşırı korumacı ve kontrolcü bir yapıda olduğum için yanımdakini de gözetme ihtiyacı duyuyorum.
Yalnız seyahat edebilme özgürlüğü benim için inanılmaz bir ödül. Amin diyelim :)
***
Neye odaklanırsanız o genişler.
Neyi Beklerseniz onu davet edersiniz.
Neye derinden inanırsanız onu yaratırsınız.
***
Şuan birileri bir yerde uyuyor, biri kedisini besliyor, biri işçilere kahve ikram ediyor, biri bir tatil kasabasında denize karşı kahvaltı yapıyor, biri masasının başında çalışıyor, biri kuran okuyor, biri müzik dinliyor, biri hasta, biri yürüyüşte, biri aç, biri tok, biri güvende, biri korku içinde, biri doğuyor, biri ölüyor...
HAYAT...
***
"Ayağını sıcak tut başını serin, kendine bir iş bul düşünme derin." Manifaturacı abi
***
Hatırlıyor musun çocuk?
Hani kızlı erkekli arkadaş grubumuzla havuza gitmiştik de, sen yüzmeyi bilmiyordun.
Arkadaşların öyle güzel yüzüyorlardı ki, sen gururuna yedirip yüzme bilmediğini söyleyememiştin.
Ve o gün yüzmeyi öğrendin.
Seninle gurur duyuyorum çocuk.
***
Yataktan kalkar kalkmaz gün ışığına çıkamasam da, evden çıkmadan 5 dk önce balkonda rimelimi sürdüm, gökyüzüne bakarak muzumu yedim ;)
Hiç yoktan iyidir.
Size not: Sabah aç karına yenilen muz müthiş bir sindirim düzenleyicidir.
***
Kendime not: *Toksik insanların oyun alanına girme.
*Öğrenmeyi bırakma.
***
Sadece bir anlığına dur.
Nefesini hisset, nefesinin vücuduna girip çıkışını,
oturduğun sandalyenin tenine dokunuşunu,
odadaki sesleri,
sadece yargılamadan fark et.
İşte bu, ana gelmektir.
***
Düşünceler gökyüzündeki bulutlar gibidir. Gelir ve gider.
SEN GÖKYÜZÜSÜN.
***
Uçan balon almaya gidiyorum, çünkü onun doğum günü.
***
"Aynı yıldızları görebildiğimiz hâlde, birbirimizden sonsuz ölçüde uzaktık." Jostein Gaarder- İskambil Kağıtlarının Esrarı
"Bir bedeni kendine ev edinmeden önce, oradaydı ruhumuz ve beden zamanın öfkesine yenik düşünce, yine oraya dönecek"Jostein Gaarder- İskambil Kağıtlarının Esrarı
"İnsanların kim olduklarını, nereden geldiklerini hiç sormadan dünyada dolaşıp durmaları, anlaşılamaz bir şeydi bence. İnsan nasıl bu gezegendeki yaşam karşısında gözlerini yumar ya da onu olağan sayabilirdi?" Jostein Gaarder- İskambil Kağıtlarının Esrarı
"Ben yalnız olduğumuza inanmıyorum evlat, asla inanmıyorum. Evren yaşam kaynıyor. Ne var ki, yalnız olup olmadığımızı hiç öğrenemeyeceğiz. Galaksiler, birbiriyle hiçbir bağlantısı bulunmayan yapayalnız adalar gibidir." Jostein Gaarder- İskambil Kağıtlarının Esrarı
***
Müzeyyen İlmiye Çığ'ın Yaşadım Demek İçin Ne Yapmalı? (100+ yılın izinde hayatı güzelleştirme yolları) Kitabını okuyorum.
Ne müthiş bir kadın. Bizler ve kız çocukları için ve dahi erkek çocuklar için ne güzel bir örnek.
Bir asrın bakış açısı. En azından önsözü okusanız ne şahane olur. Zaten yüksek olasılıkla devamını da okumak istersiniz.
Henüz 34. sayfadayım ve sanırım bütün kitabı çizeceğim.
"Ne diyor Sümerliler? "Biliyorsun, neden öğretmiyorsun?" "
"Çocukken sorumluluk duygusu gelişmeyenlerin, ilerleyen yıllarda özgüven eksikliği hissetmesi kaçınılmaz oluyor."
***
Kendime not;
Farklı bir şey istiyorsan, farklı biri olmalısın. Kimsen onu yansıtırsın.
Nasıl biri olmak istiyorsan öyle davranmalısın.
Olmak istediğin kişi ile davranışların birbiri ile örtüştüğünde, istediğin noktaya gelmiş olacaksın.
Sen düşündüğün değil yaptığın şeysin.
Değiştirebileceğin tek kişi kendinsin.
Her şeyi düzeltme, kontrol etme baskısından kurtulduğunda yolun çiçeklenecek ve ilerleyeceksin.
Hikayeni yazmak senin elinde.
***
Bir Kore atasözü der ki;
"On yılda nehirler ve dağlar bile değişir."
Hala umut var.
***
Sevdiğiniz bir hayat kurmak, etrafınızda olmasını istediğiniz kişi olmayı öğrenmekle ve şikayet etmek yerine sorumluluk alan biri olmayı seçmekle ilgilidir.
Sorumluluk almak, kimin suçlu olduğuna bakmaksızın, sorunları çözme sorumluluğunu üstlenmek anlamına gelir.
Ve eğer sizi rahatsız eden şeyi değiştiremiyorsanız, hayal kırıklığını bir tarafa bırakıp, durumu kabul etmek ve hayatınızın diğer alanlarını iyileştirmeye yönelmek en iyisidir.
***
Hayatın eğlenceli tarafını görmeye niyet ediyorum...
***
"Başkalarında gördüğün her şey, kendinin bir yansımasıdır." Carl Jung
***
Japonca bir kitap gördüm nette, üzerinde Rakugaki yazıyordu.
Rakugaki hayal gücünü geliştirmek için kullanılan bir Japon çizim stiliymiş.
Keşke biri kitabı keşfetse ve bizde Rakugaki uzmanı olabilsek : )
***
Bu Hikaye Senden Uzun Osman'ı sevince, Belki Bir Gün Uçarız'ı da okumaya başladım.
Aylin Balboa'nın güldürürken acıtan, acıtırken güldüren kalemi bana iyi geldi.
"Ölülerin en kötü huyuysa konuşmamaları. Allah, keşke diyorum, hiç olmazsa bu kadarını ayarlasaydı. Babaların sesi çok özleniyor." Belki Bir Gün Uçarız/ Aylin Balboa
***
Daha önce de benzer hikayeler dinlemiştim ama bu sefer tüm algımla etkilendim.
Yabancı bir ülkedesiniz. Tanımadığınız birinden yardım istiyorsunuz. İstediğiniz yardımdan fazlası yapılıyor. Siz de mahcubiyetinizi belirterek nasıl karşılık verebileceğinizi sorduğunuzda;
"siz de ihtiyacı olan başka birine yardım edersiniz " yanıtını alıyorsunuz.
Çok etkileyici değil mi?
Değil aslında. Sadece biz unuttuk bu değerleri. Oysa yardım sever bir millettik biz. Üstelik şartsız şurtsuz. Artık kimse kimseye yardım etmek istemiyor. Biri bir şey dediğinde kafamızı bile çevirmeden yola devam ediyoruz. Korkuyoruz. Çünkü görüyoruz ki yardım edenlerin başı beladan kurtulmuyor.
Öylesine, suya sabuna dokunmadan yaşayıp gidiyoruz.
Hikayenin detayı Radyo Z de
***
"İçeride ne varsa, dışarıda da o var." Buna kafa yormak istiyorum. İçerimde neler oluyor ki, dışarıda canıma okuyorlar...
***
"Kaç tane iç çekmeceniz artık kullanmadığınız şeylerle dolu ve dürüstçe bakarsanız anlamını yitirmiş insanlar ve hikayeler de yok mu?
İçinizde yeni bir şeyin çiçek açması için boş olması gereken alanı hala ne işgal ediyor? " Carl Jung
Kafa açan sorularla günaydın...
Benim gibi anılarına sıkı sıkıya bağlı bir insanın bırakın iç çekmecelerini dış çekmecelerini bile boşaltması o kadar zor ki.
Anısı var diye taşı bile saklayan o kız benim.
Evet son zamanlarda bu işlere çok kafa yoruyorum.
Bağımlı olduğum insanlardan, eşyalardan, duygulardan sıyrılmaya niyet ediyorum.
Sonuç olarak yalnız geldik yalnız gitmeyecek miyiz?
***
Piyale...
Şarap kadehi demekmiş, hoşuma gitti :)
***
"Sence hayat yaptıklarımız mıdır, başımıza gelenler mi?" Bu Hikaye Senden Uzun Osman-Aylin Balboa
***
Kendim için bir güzellik; Reformer pilatese başladım.
10 senedir spor yapmıyorum. Bakalım sevecek miyim?
***
İnsanlık nereye gidiyor???
***
Bu Hikaye Senden Uzun Osman'ı okuyorum.
Bazı şeyler çok gözüme sokulduğunda o şeye karşı ilgim azalıyor benim.
Bu bazen bir film oluyor, bazen bir kitap, bazen bir restoran. Gidesim varsa da gitmiyorum.
Çünkü popüler şeyleri hiç sevmiyorum.
Bu yüzden bu kitaba biraz mesafeli kalmıştım ama, yazarı Aylin Balboa'yı yakın takipteydim. Hayata bakışını ve hayatı yaşayışını ilgiyle izliyorum. Kalemini seviyorum.
Ve nihayet kitabına da sıra geldi. Demek ki zamanı şimdiymiş
Ve evet, sevdim.
"Geceleri uykumdan uyanıp da yanımda kendimi görünce korkudan aklım çıkıyor. Onca yıllık kendimim, hala kendime alışamadım. Yani ben henüz kendimle ilgili oryantasyon sürecimi tamamlayamamışken bir başkasına alışmamı beklemek delilik olur."
***
Bir Bakışta
Endişeli veya bunalmış mı hissediyorsunuz? Bu teknik yardımcı olabilir. Tek yapmanız gereken şunları belirlemek:
Bu basit ama güçlü egzersiz, duyularınızı kullanarak sizi şu ana odaklar ve kaosun ortasında biraz sakinlik bulmanıza yardımcı olur.
Kaynak:https://www.verywellmind.com/5-4-3-2-1-grounding-technique-8639390
Her yer yanıyor, içimiz dahil...
***
Hayatta neyi yargıladıysam başıma geldi.
Umarım henüz yüzleşmediğim başka yargılarım yoktur.
***
"Peki hayatı önemsemeyeceksek, neyi önemseyeceğiz? Hayat yüce Tanrının asla iki kere bağışlamadığı tek nimettir." Marcel Proust-Swanların Tarafı
***
Bunaldığımda kendime soruyorum;
"Ben ne istiyorum?", "Neye ihtiyacım var?" İhtiyaçlarımı fark edip karşılayabiliyorsam ne ala.
***
Dünkü deprem korkuttu değil mi? Hala hayat üçgeni oluşturmayı becerememek...
***
"Yaşlanmamak için verdiğimiz uğraşın birazını 'yaşamak' için harcasak ömür kim bilir ne tatlı olurdu." Demiş Şermin Yaşar
***
Güzel seyahatler, güzel rotalar planlamak ve planları uygulamak istiyorum.
***
Peki eve gidince üzerime çöken ağırlığı ne yapacağız?
***
Yazmayı teşvik eden her şey ilgimi çeker. Yazmayı seviyorum.
Koşuşturmacamın arasında dikkatimi çeken bir yazı çalışmasını paylaşmak istiyorum.
İster kağıdı, kalemi elinize alın (benim tercihim bu yönde),
isterseniz telefonunuza not olarak yazın.
Günün karmaşası içinde, sürekli bir yerlere yetişmeye, sürekli birilerine yetmeye çalışırken,
hiç kendinize sordunuz mu?
NASILSIN?
Sorun bakalım neler çıkacak. Nasılsın? En az 6 dk zihin akışı tekniğiyle dök içini.
Süreyi dilediğin kadar uzatabilirsin.
İnsanın kendiyle yüzleşmesi zor ama eminim iyi gelecek.
Haydi başla. Ben başladım bile...
(Zihin akışı tekniği: Zihninden geçen her şeyi her hangi bir mantık gütmeden kağıda dök. Gelişine yaz gitsin.)
***
Sait Faik öyküleri çok güzel.
***
Hamağa uzanmış , ağaç yapraklarının arasından ışıyan mavi gökyüzüne bakarak, okuduğum satırların inceliğini düşünüyorum.
"Söz vermiştim kendi kendime: yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka neydi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Ada'nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmazsam deli olacaktım... " Sait Faik Abasıyanık/ Son Kuşlar
***
Ege'de bir köyde yaşama hayali olmayan var mı?
***
Eskiden başladığım kitabı sevsem de sevmesem de bitirmek zorunda hissederdim. Şu sıralar boşa vakit kaybetmek yerine yeni denizlere yelken açıyorum.
***
Hayatımız ayrıntılarla boşa harcanır.
***
Benim için gerçekten önemli olan şeyler neler?
Ruhumu ne besliyor?
Ne yaparken zaman akıp gidiyor?
Beni mutlu eden ne?
***
10 gün içinde ailenin başka bir üyesine ameliyat kararı alınması... Şaşkınlık.
***
"Hava sıcak olunca insanın içinden, görünmez bir elbise gibi sıcağı üzerinden çıkanvermek geliyor." demiş Fernando Pessoa
***
Her şeyi düşünüp kontrol etmekten çok yoruluyorum.
***
Sorumluluk duygumdan nasıl kurtulabilirim?
***
30 Hazirandan beri annemin bel ve bacak ağrıları şiddetini yitirmeden devam etti. 15 Temmuzda ağrılar kazandı ve annem tek seviye diskektomi olarak ağrılarından kurtuldu. Şimdi nekahat dönemi...
***
Bir şeyler okuyamadığımda kendimi eksik hissediyorum.
***
Fark ettim ki; insanlarla arama mesafe koyuşumun sebebi, daha fazla sorumluluğa takatimin kalmaması.
Hayatıma dahil olan insanlar kendi kendilerine gitmediği sürece resmen nüfusuma geçiriyorum.
Canım istemese de her daim arayıp sorma, destek olma sorumluluğu yükleniyorum.
Ve bu beni çok yoruyor.
***
Baktığın benim, gördüğün sensin.
***
Para, ev, araba, iş, aşk, sağlık, şan, şöhret. Neye sahip olmak istiyorsun?
İstediğini elde etmenin yolu istediğin şeye kendini ait hissetmektir.
Ait hissettiğin her şeyi kendine çekersin.
***
369 Ritüeli Örnek
Niyet: Bol sağlık ve canlılığa niyet ediyorum.
Sabah Olumlama (3 Kez Yaz)
1.Bol sağlık ve canlılığa sahip olduğum için minnettarım.
2.Bol sağlık ve canlılığa sahip olduğum için minnettarım.
3.Bol sağlık ve canlılığa sahip olduğum için minnettarım.
Öğlen Olumlama (6 Kez Yaz)
1. Bol sağlık ve canlılığa sahip olduğum için minnettarım.
2. Bol sağlık ve canlılığa sahip olduğum için minnettarım.
3. Bol sağlık ve canlılığa sahip olduğum için minnettarım.
4. Bol sağlık ve canlılığa sahip olduğum için minnettarım.
5. Bol sağlık ve canlılığa sahip olduğum için minnettarım.
6. Bol sağlık ve canlılığa sahip olduğum için minnettarım.
Akşam Olumlama (9 Kez Yaz)
1.Bol sağlık ve canlılığa sahip olduğum için minnettarım.
2.Bol sağlık ve canlılığa sahip olduğum için minnettarım.
3.Bol sağlık ve canlılığa sahip olduğum için minnettarım.
4.Bol sağlık ve canlılığa sahip olduğum için minnettarım.
5.Bol sağlık ve canlılığa sahip olduğum için minnettarım.
6.Bol sağlık ve canlılığa sahip olduğum için minnettarım.
7.Bol sağlık ve canlılığa sahip olduğum için minnettarım.
8.Bol sağlık ve canlılığa sahip olduğum için minnettarım.
9,Bol sağlık ve canlılığa sahip olduğum için minnettarım.
21 gün boyunca sabah(3), öğlen(6), akşam(9) olumlamaları yaz. Yazarken niyetini derinlemesine görselleştir ve çoktan olmuş gibi minnettarlık hisset.
***
Neden olmasın? :) Şükür.
Bedenleri hiç görmeseydik, statüleri bilmeseydik, sadece ruhlarımız konuşsaydı, aynı insanları mı alırdık hayatımıza?
***
Bazı günler içine dönmek istiyor insan ama şartlar müsaade etmiyor.
***
Ve bazı günler sadece bir odaya kapanıp okumak istiyor bu can. Yine şartlar müsaade etmiyor.
***
Çok mu işkolikim ???
***
Zaman zaman iş yerimize köylerden birinden bir ekmek getiriyor birileri. Bir kadın yaparmış bu ekmeği, ihtiyacı varmış satarmış. Ben de almaya çalışırım her geldiğinde. Eve gidene kadar, kesonun üzerinde duran ekmeğin buram buram yayılan kokusu, çocuksu bir sevinç yaratır içimde. Sırf o sevinç için göz göz beklerim ekmeğin yolunu.
***
Zihnimde derin düşünceler... Akıtmaya zaman yok...
***
"Özgürlük, yalnız kalabilmeye denir." Fernando Pessoa
***
"Hep başkaları için yaşadı." Arkamdan böyle densin istemiyorum. Kendim için yaşamak istiyorum.
***
Bugün babamla sınanıyorum. Tam gözümün yaşını kurutmuşken gene gene burnumu sızlatan şeyler çıkıyor karşıma.
***
"Sanat denince, zevk veren, ama bize ait olmayan her şey bunun içine girer: gelip geçen birinin bıraktığı iz, bir gülümseyiş, batan güneş, şiir, nesnel evren.Sahip olan, kaybeder. Bir şeye sahip olmaksızın hissedeceğini hisseden ise o şeyi korumuş olur, çünkü o şeyin içinden özünü çekip almasını bilmiştir."
Fernando Pessoa
***
"Değişim zorunludur, çünkü değişim kaçınılmazdır! Başka türlü daha iyiye yükselmek ihtimali kalmaz." Kumral Ada Mavi Tuna - Buket Uzuner
***
Bazı insanlar dinlemeyi asla bilmiyor. Sırf monolog. Çok sıkıcılar.
***
Beni hayata bağlayan nedir?
Öğrenmek...
Üretmek...
Keşfetmek...
***
"Mutluluk kendi kendine yetenlerindir." demiş Aristotales.
***
5 yıllık günlük tutmak kesinlikle iyi bir fikirmiş. Bir hafta önce 4 haziran 2025 de bir arkadaşımla tesadüfi karşılaştığımdan bahsetmiştim. Aynı gün 5 yıllık günlüğümü yazarken geçen sene bir sonraki güne takıldı gözüm. Okuduklarıma inanamadım. 5 haziran 2024 de aynı arkadaşla yine karşılaşmışım, yine auramla ilgili yorumlar yapmış. Auramı iyi görmediğini söylemiş. (Gerçekten benim için karışık bir dönemdi.) Aynı kişiyle tam 365 gün sonra tekrar karşılaşmış olmak çok enteresan geldi. Hiç bir karşılaşmanın tesadüf olmadığını düşündürdü. Bunun yanında 5 yıllık günlüğün güzelliği çıktı ortaya, yazmasaydım hayatta dikkatimi çekmeyecekti bu bilgi. Kesinlikle geçmiş yılları gözlemlemek için şahane bir fikir.
***
Söz canlıdır, katmerlenir. Ah dersen ah artar oh dersen oh.
***
Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisine göre daha ilk basamağı çözememişken kendimizi nasıl gerçekleştirebiliriz ki???
***
Uzun yıllar beraber çalıştığımız ama görüşmediğimiz bir arkadaşla tesadüfü karşılaştık. Spiritüel konulara merak sarmış. Auramın güzelliğinden bahsetmesi motivasyonumu yükseltti.
***
Sen istemezsen yaprak kıpırdamıyor Ya Rabbi. Sen hayırlı kapılar aç.
***
Ve bazı insanlar sonsuz patavatsız.
***
Mayıs ayını sevmedim sevgili blog.
***
"Hangi günü gördün akşam olmamış. Kaç geceyi gördün sabaha varmamış." İnce Memed-Yaşar Kemal
***
Bugün çoook seneler önce okuduğum Buket Uzuner'in Kumral Ada Mavi Tuna kitabını tekrar okumaya başladım. İlk okuduğumda epey küçüktüm. O zamanlar kitaplarımı kırıştırmadan üzerine tek kelime çizmeden ilk günkü gibi saklamaya meyilim vardı. Sonra sonra kitaplarımı okurken sevdiğim yerleri çizmeye, üzerine küçük notlar almaya başladım. Kitabın henüz ilk sayfalarında olmama rağmen bir sürü satırın altını çizdim. İlk okuduğumda da çizsem güzel olurmuş. O yaşımla bu yaşımın duygu durumunu gözden geçirme şansım olurdu. Kitaba dair tek hatırladığım sevdiğim kitaplar arasına girmesi. Daha başında beni içine çektiğine göre sanırım haklıyım : )
***
"Özgürlük, her sabah uyandığında istediğin aynı şeyleri yapabilmektir!"
"O gülünce içim şenlenir."
"Kendinizi tanımaya başladıkça özgürleşirsiniz..."
Kumral Ada Mavi Tuna-Buket Uzuner
***
"Eğer moralin bozuksa yürüyüşe çık. Hala kötüysen başka bir yürüyüşe çık." demiş Hipokrat.
***
Merkezine neyi koyarsan onun etrafında dönersin...
***
Bazı insanlar kalbimi çok yoruyor.
***
Arkadaşlardan birinin eşi birine bir haksızlık yapmış. Arkadaşım eşini uyarmış fakat ters tepki almış. Eşi onu hiç bir zaman yanında olmamakla suçlamış.
Bütün gece bu olayın bir benzeri ile mücadele etmişken arkadaşımın bana aynalık yapması...
***
"Kendiyle ilgilenmeyen başkasıyla uğraşmaya başlar!"
***
"Aynı tavanın balığıyız." Melisa Kesmez
***
"Gün içinde en azından on beş dakika için durup etrafına bakmayı, kendi içine bakmayı ve hiçbir şey yapmamayı becerebilir misin?" Paulo Coelho -Akan Nehir Gibi
***
""Benim ihtiyacım ne?" Kendine bu soruyu sık sık sorarsan, bu soruya çapalanırsan ihtiyaçlarını görüp karşılayabilirsin" diyor Terapist Koltuğu'nda Psk. Merve Başıbüyük
***
Bireyselliğime çok düşkünüm. Bu beni bencil yapar mı?
***
"Bahçemize dair ahkam kesmeye bayılan akılsız kendi bitkileriyle hiç ilgilenmez." Paulo Coelho-Akan Nehir Gibi
***
Pandora'nın Kutusu;
"Eski Yunanlıların yaratılışa dair efsanelerinden birinde, tanrılardan biri, ateşi çalan ve bu sayede insanlara bağımsızlığı kazandıran Prometheus'a öfkelenir ve Prometheus'un kardeşi Epimetheus ile evlensin diye Pandora'yı gönderir.
Pandora'nın yanında, açması yasaklanan bir kutu vardır. Fakat Pandora da, tıpkı Hristiyanların efsanesinde merakına yenik düşen Havva gibi, kutunun içinde ne olduğunu görmek için kapağını açar ve bütün kötülükler Yeryüzü'ne yayılır.
Kutunun içinde tek bir şey kalır: Umut."
Paulo Coelho-Akan Nehir Gibi
***
Dün sevilmenin yorgunluğundan bahseden bir alıntı paylaşmıştım.
Bugün de sevmek üzerine düşünüyorum.
Sevmekte en az sevilmek kadar yorucu değil mi?
Bazen kimseyle konuşmak, görüşmek istemezsin.
Ama o sevilenler öyle alışmışlardır ki sizin ilginize beklerler aramanızı yada gitmenizi.
Başlarına bir şey gelir korkusunun ağırlığındansa hiç söz açmayacağım.
Sevmek, gönüllü gönül yorgunluğu.
Yine de değer, hem sevmeye hem sevilmeye...
***
"insanlar özgür olarak doğar, ama her yerde zincire vurulmuş olarak yaşarlar." Jean Jacques Rousseau
***
"Sevilmek, gerçekten sevilmek nasıl büyük bir yorgunluktur!
Başkasının heyecanlarının yükü haline gelmek nasıl bir yorgunluktur!
Özgür olmayı, hep özgür olmayı istemiş bir insanı sorumluluk hamalına dönüştürmek:
bazı duygulara cevap vermek, mesafeli davranmama inceliğini göstermek,
sırf başkaları kendimizi bir heyecanlar prensi yerine koyuyoruz, insan ruhunun verebileceğinin
azamisini kabul etmek istemiyoruz sanmasınlar diye.
Nasıl da yorucudur varlığımızın bir başkasının duygularıyla olan ilişkisinin esiri olduğunu hissetmek!
Öyle ya da böyle, ister istemez bir şey hissetmek, gerçekte tam bir karşılık bile bulmaksızın,
biraz da olsa sevmek zorunda olmak nasıl bir yorgunluktur!"
Fernando Pessoa-Huzursuzluğun Kitabı
Evet ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi ruh halim.
***
Çok yaşa, dedim.
Öyle deme, dedi.
87 yaşında.
Daha nereye kadar yaşayacağım, dedi.
Üzüldüm.
Uzun yaşamak iyi değil demek ki. İnsanlar bir süreden sonra gitmek istiyor.
Peki ya kalanlar....
***
Farklılıklara değil, benzerliklere odaklanalım.
***
Önemli olan, bir rol model, bir rehber bulmak.
***
Gezebiliyorsan gez, gezemiyorsan oku, okuyamıyorsan dinle, dinleyemiyorsan gez...
***
"Gökyüzünde, öğrenmek görmek demektir. Yeryüzündeyse anımsamak." PINDAROS
***
"Göğe bakan insanoğlunun ruhunu kim bilebilir ki." demiş Zen Kaçıkları'nda Jack Kerouac
Ben de söze istinaden: "Daha çok göğe bakmalı, ağaçlara dokunmalı, çimlerde yürümeli." diye not almışım defterime geçen sene bu zamanlar.
***
Jean Paul Sartre’ın bir röportajında yaşam nedir diye sormuşlar. O da demiş ki: Yaşam bireyin kişisel sınırlarını algılayıp, onu geliştirebilme sürecidir.
Kafa açan bir cümle.
***
Kutlama yapmak için her zaman bir sebebimiz olmalı ;)
***
"Beni üzecek gücü sana verdiğim için kendimden özür dilerim." Franz Kafka
***
Ablam iş yerime geldi. Anılarımız kahkahalarla birlikte saçıldı ortalığa.
Kardeş ne güzel şey. Hatıralarının en yakın şahidi.
İyi ki...
***
Hafta sonumuz balık tutamadığımız balık tutma macerasıyla geçti.
Bir yengeç tutulduysa da azat edildi.
Güzel bir köy keşfedildi.
Doğa ruhuma iyi geldi.
***
Buket Uzuner dinliyorum. Nedense gözyaşlarım kirpiğimin ucunda...
***
"Dünyanın en güzel şeyi işe yaramak. Bunun bir defa farkına vardığınızda hayatınız değişiyor. İşe yaradığınızda bir çeşit iyilik yapıyorsunuz ve iyiliğin aslında hormonal olarak size bir yararı olduğunu artık sinir bilimi söylüyor." Buket Uzuner.
Peki ben??? Ben ne işe yararım?
***
Nordic walking (kuzey yürüyüşü) diye bir yürüyüş çeşidi varmış. 2012 lerden yazılar var. Ayy çok geri kalmışım :)))
"Nordic walking, hem sporcu olmayanlar tarafından sağlık geliştirici bir fiziksel aktivite olarak hem de sporcular tarafından bir spor olarak yapılabilen, Finlandiya kökenli, tüm vücudu çalıştıran bir yürüyüş türüdür. Aktivite, kayak sopalarına benzer özel olarak tasarlanmış yürüyüş sopalarıyla gerçekleştirilir" Diyor Wikipedia.
Batonlarla yürümek %46 daha fazla enerji harcatıyormuş. Şöyle bir baktım da bayağı bayağı gruplar var kuzey yürüyüşü yapan. Kas ağrıları için de faydalıymış. Neden olmasın ; )
***
"Farkındalıkla, elimizde olanları görebilmek, stresten uzak, yaşanan her an'ın değerini bilerek, huzurlu bir yolda olmak. Gülümsemek, her şeyi sevmek. İnsanlarla doğayla kucaklaşmak, nefes aldığımızı fark etmek. Yani yaşamak..." Haluk Öztekin'in Basit Yaşa Mutlu Ol kitabındaki basit yaşamak tanımı.
Sade hayat içinse şöyle demiş: "Sade hayat; kişinin isteği değil ihtiyaçları ile şekillenen bir hayat tarzıdır."
***
Ve hafta sonuna geçiş. İstiklal Marşı, kapanış.
***
Merhaba yeni gün.
Bir Cumhuriyet Şarkısı filmini izledim. Duygular her zamanki gibi şelale.
ATA'mızın vizyonu... Muhteşem bir lider.
Çok hayranım çook.
***
"Hiçbir şey yapmıyorum ama bir yandan da insanın hayatta yapabileceği en önemli şeyi yapıyorum: Kendimden duymam gereken düşüncelere kulak veriyorum." Akan Nehir Gibi-Paulo Coelho
***
Bugünün dünden farkı yanımda buram buram, mis gibi kokan iki koca köy ekmeği. Ekmek sevmeyen var mı? Vardır illa ki. Yaprak sarma sevmeyen bile varmış. Duyduğumda şaşırmıştım. Ekmeğin her zaman birleştirici bir tarafı olduğunu düşünürüm. Yolculuklarda hemen bir ekmek kopara kopara pay edilirdi çocukluğumda. Sonra yatılı okulda herkes ucundan biraz koparır salça sürerdi arasına. Ekmeğimiz varsa tamamdık, aç kalmazdık. Bugünde aynı oldu, ekmek geldi herkes kopardı bir ucundan. Yerken kısa bir sohbetleşme oldu aramızda iyi geldi hepimize. Şimdi ekmeklerden birini çok kıymetli birine götüreceğim. Sofra başında beni dizine oturtup, ekmek lokmalarını yemeğe bandıra bandıra beni doyuran birine. Yok yok anneme değil...
***
Aile ile zaman, kişisel zaman ve iş. Bu dengeyi kurmak önemli.
***
Akan Nehir Gibi- Paulo Coelho okuyorum. Seviyorum bu yazarı okumayı.
Hem kolay okunuyor, hem motivasyonumu yükseltiyor.
Huzursuzluğun Kitabı- Fernando Pessoa ise yanda usul usul ilerliyor. Malum tuğla kendisi.
***
" 'Yaşarken öldü.' Tezat gibi görünebilir, ama çalışsa, yese, her zamanki sosyal aktivitelerini yerine getirse de yaşamayı bırakmış bir sürü insan tanırım. Her şeyi otomatiğe bağlamış halde yaparlar, her gün karşımıza çıkan büyülü anları kaçırırlar, asla durup yaşam denen mucizeyi düşünmezler, içinde bulundukları anın yeryüzündeki son anları olabileceğini anlayamazlar." Akan Nehir Gibi- Paulo Coelho
***
Müthiş bir uygulama buldum İngilizce geliştirmek için on numara readable . Her seviye için İngilizce öyküler mevcut. Ücretsiz uygulamada 3 can hakkınız var. Yanınca yeni canlar yüklenmesini bekliyorsunuz. Beklemek istemeyen elbette ki ücretli kullanabilir. Ama kendi seviyende okuma yaparsan ücretsizde iş görüyor ; )
***
Bazen kalabalıklarda boğuluyorum.
***
Sevdiklerimi mutlu etmeyi seviyorum .
***
"Kendi hakkında düşündüklerin bu konuda başkalarının düşündüklerinden daha önemlidir." Henri Charriere
***
Pazartesi sendromu...
Henüz hiçbir şeye tutunamadım :/
***
Kendime not: Mükemmel mümkünü imkansız kılar.
***
"Başkalarının hayatlarında, anılarında, varoluş biçimlerinde, eylemlerinde nasıl yer alıyoruz?"
Annie Ernaux / Kızın Hikayesini okuyorum.
***
Bugün çayım "Gün içinde nefes molaları ver." diyor.
Ben de bu ara nefesle ilgili neler yapabilirim diye düşünüp dururdum zaten :)
***
Köklendiğin yeri ve arkadaşlarını asla bırakma. Gez toz geri dön. Yaşlandığında güvenli ortam isteyeceksin.
***
İnsanların iyi huylarını öne çıkarır ve dile getirirsen onları gerçekten iyi biri olmaya koşullarsın. Diye not almışım defterime.
***
Ruhumu parlatamadım bugün. İçim de bir sıkıntıdır gidiyor.
***
Eskiden blog aleminde ne kalabalıktık, şimdi yeniden keşfetmeye çalışıyorum ilgimi çeken yazarları.
Çoğunlukla podcast dinliyorum ama okumanın tadı ayrı.
***
Bir kaç güncel blog buldum. Göz gezdireceğim bir ara. Blog şeması bile insanı etkiliyor sayfada kalma konusunda. İçlerinde mutlaka çok seveceklerim olacaktir.
***
"Fevkalade zaferlerim olmayabilir lakin içinden sağ çıkmayı başardığım yenilgilerimle sizi şaşırtabilirim." Anton Çehov
***
Doğduğumdan beri zihnimi toparlayamıyorum. Zihnim bir kuş misali daldan dala geziyor.
Ben niye bu dünyaya geldim, varoluş amacım nedir arayışlarım hala sürüyor.
Kapalı bir kutuyum kendimi çözemiyorum.
Bir ben var benden içeri tek derdim ona ulaşmak, onu anlamak.
Gerçekten bana ait olan elbiseyi mi giyiyorum?
Yoksa başkalarının biçtiği elbiseyle mi devam ediyorum?
***
Bu aralar Oliver Sacks'ı merak ediyorum. Uyanışlar kitabını okumayı düşünüyorum. Filmi de varmış.
Bir de dizi var Brilliant Minds, 2 bölüm izledim şimdilik ilgi çekici. Dizi prosopagnozi hastalığı olan idealist bir nörolog etrafında dönüyor.
En sevdiğim podcast Nilay Örnek'in sunduğu Nasıl Olunur? olabilir.
Beni güzel besliyor. Oliver Sacks da onun podcastlerinden dikkatimi çekti.
***
Huzursuzluğun Kitabı'nı (Fernando Pessoa) okuyorum huzura ermek için? Ama yazar benden de huzursuz.
" Hayatım kavruk kaldı, çünkü düşlerdeki halinde bile
cazibeden yoksun gibiydi. Sonunda düşlerin verdiği
yorgunluk beni ele geçirdi... Bunu hissedince, dışımdan
gelen, sahte bir duyguya kapıldım, sonsuz bir yolun sonuna
mı gelmiştim yoksa... Kendimden taşıp kim bilir
nereye düştüm ve hiç kıpırdamadan, boş yere kaldım
orada. Daha önce olduğum bir şeyim. Var olduğumu hissettiğim
yerde değilim; kendimi ararken, beni arayanın
kim olduğunu bilemiyorum. Her şeyden sıkılarak gevşiyorum.
Ruhumdan kovulmuşum sanki." Syf:241
***
İlk günlüğümü sanırım orta okulda yazmaya başladım. İlk blog maceram 2006 ya dayanıyor.
Günlük dışında çeşit çeşit defterler tuttum. Sabah sayfaları, okuduğum kitap yorumları, alıntılar defteri, gelişim defteri, günlük notlar defteri, gezi defteri vs vs vs. bunların yanında 2 blog, bir kaç sosyal medya platformu...
İlla ki hep bir yazma isteği, hep bir kağıt kalem.
Yazmak hep içimde ama hep yarım yamalak.
Dönüştüm de dönüştüm ama yazma konusunda hala bir dikiş tutturamadım.
Bu sayfayı da 2012'de manifest için açmışım.
İsteğime de kavuşmuşum ama çokta umduğum gibi olmamış.
İşte... Hayaller gerçekler...
Gece çekmece kitap kurcalarken küçük bir not kağıdında bu blogun mail adresini buldum. Unutmuşum gitmiş böyle bir adres açtığımı.
İşe gelir gelmez hemen bir iki şifre denemesi ile açtım maili.
13 sene geçse de kendimi tanıyorum bu mailin bir bloga çıkacağını biliyordum.
Kendime bir yeşil çay salladım.. Sallama paketinin tutma kağıdında yazan nota itaat ederek; "Sevdiğin bir müzikle bulunduğun anın tadını çıkar."Bbir müzik açtım.
Blogu baştan sona okudum. 13 sene önceki kafaya azıcık güldüm :))
Sonra hepsini silip yeni bir başlangıç yapmaya karar verdim.
Haydi bakalım hoş geldim.