Susmadan duyamazsın...
***
Beni ne kadar tanıyorum?
Benim icim de kaç tane ben var?
İçimdeki benlerin hepsini oldukları gibi kabul edebiliyor muyum?
Hangilerini sevip hangilerine soğuğum?
***
"Oysa kendini bulmak;
dünyanın gürültüsünden kaçıp dağcı ekibiyle sosyal medyadan kurulan trekking gruplarıyla
uzak bir tepede gözlerini kapatmak olamaz bence.
İnsan kim olduğunu loş salonlarda yakılan tütsünün dumanında öğrenemez.
İnsan kendini önüne çıkan ilk güçlükte ne yaptığıyla tanır.
Çekip gittiğinde mi?
Kaldığında mı?
Suçu başkasına bıraktığında mı payına düşeni kabul ettiğinde mi?
Çünkü insanın gerçek mahiyeti öyle zamanlarda aldığı vaziyette ortaya çıkıyor."
Diyor Çetin Erker Annemin Plakları Podcast'inde.
***
Bütün bu yolculuk kendimden kendimeymiş.
***
-Yağmur yağacak mı?
-Güneş açacak mı?
-Beni sulayacaklar mı?
-Yoksa kuruyup gidecek miyim?
***
Ya göçmen kuşlar?
-Fırtına çıkar mı?
-Aç kalır mıyız?
-Bu sene de sevdiğimiz diyarlara kavuşur muyuz?
***
Senden bir hatıra bana bu şarkı.
Sevdiklerimiz hep yanımızda olsun.
***
Özlem deyince de babam...
Kendine ve baskalarına ne yapmaları gerektiğini söyleme.
Esnekliği hayatına geçir.
Canım kendim hayatı akışına bırak.
Demişim kendime 7 ocak 2021'de.
Aradan koca 5 sene geçmiş. Söylemekle, yazmakla olmamış.
***
Gün iş stresi ve gerginlikle başladı.
Öğlen olmadan 80 yaşına varmış kayınvalidem başka bir şehirden arayıp, telaş içinde; babana bir şeyler oluyor, dedi.
Önce olayı kavrayamadım. Kayınvalidem son zamanlarda biraz tahammülsüzleşmişti.
Bir yanım abartıyor mu acaba derken diğer yanım kadının bir bildiği vardır elbet,
60 yıllık kocasındaki garipliği
tabi ki en iyi o fark eder, dedim.
Nasıl bir şeyler oluyor, diye sordum.
Dengesi bozuk, kafası karışık, dedi.
O anda kafamın içinde alarmlar çalmaya başladı.
İlk aklıma gelen beyne pıhtı atmış olma ihtimali oldu.
Böyle durumlarda zamanın önemini biliyorum.
Acilen 112 yi ve kocayı baba ocağına yolladım.
Yanılmamışım, gerçekten küçük bir atak geçirmiş.
Şükür ki sekel kalmadan müdahale edilebildi.
Telaşlı, endişe dolu bir günün gecesinde başımı yastığa koyduğumda
kayınvalidenin korkusunu ve telaşını düşündüm.
Zaman zaman birbirlerine kızsalar da, kırılsalar da bir an olsun kocasının yanından ayrılmak istemedi.
Dile kolay; birbirine adanmış 60 yıl.
Koca bir ömür.
İyi günde kötü günde hep yan yana.
Onlar artık karıkoca değil, bir elmanın iki yarısı.
Yarısı giderse öbür yarısı da gün gün solar.
Biliyorum...
Annemden.
***
Bitkiler varlıklarını sürdürebilmek için insanları kullanıyor olabilir mi? (Güzellikleriyle, lezzetleriyle, kokularıyla...)
Gene karmakarışığım.
Benim için ne iyiyse onu istiyorum.
Benim iyi bulmadığım ama benim için iyi olana da dayanma gücü istiyorum.
Her şeyi olduğu gibi kabullenip akışta kalmayı, biraz yumuşamayı, hoşgörülü olmayı istiyorum.
Aslında zaten hoş görülüyüm de ben mi görmezden geliyorum?
Hep kendimde hata görmek doğru mu? Yoksa gerçekten hatalı mıyım?
Görmek, anlamak istiyorum.
Kalan zamanımı güzel geçirmek, huzurlu yaşamak istiyorum.
Çok mu şey istiyorum?
Ben mi zorlaştırıyorum?
Akışta kalmak, olanı olduğu gibi kabullenmek neden bu kadar zor?
Yapamıyorum.
İçimde hep tatminsiz, mutsuz bir çocuk var.
Onu eğlemekten yoruluyorum.
Kendimi sürekli meşgul tutmak yerine biraz dinlemeli miyim?
Dinlersem duyduklarımdan memnun kalır mıyım?
Ne istiyorum?
Bazı insanlar sebepli sebepsiz her şeyde eğlenecek bir şey bulurken ben niye yapamıyorum?
Niye bu kadar gamlıyım?
Niye hep eksik, tamamlanmamış hissediyorum?
Bu hayatta kendini tam hisseden var mı?
Her şeyden razı olan?
Sanmıyorum.
Nedir derdim?
Kendimi anlayamıyorum.
Yorgunum.
Çok yorgunum...
Ben de güller içinde kafesteyim
Vatanım senin yanın ben de senin kölenim...
Bora Duran
😊 Güne kafamın içinde bu şarkıyla başladım.
Bu şarkıyı dinlediğim zamanlarda ki kafayı özledim sanırım.
***
Zihnini sağ ayağına odakla, sağ ayağına zihnen bir bak bakalım.
Ne yapıyor sağ ayak?
Nasıl hissediyor?
Biraz kalın burada, sağ ayağa zihnen bir sorun:
Naber?
Bir şey var mı? Bir his.
Rahat mı?
Sıkışık mı? Gevşek mi?
Kaşınıyor mu?
Sıcak mı? Soğuk mu?
Acaba pozisyonunu değiştirmenizi talep ediyor mu?
Böylece zihniniz bir süre sağ ayağınızda kaldığında tuhaf bir şey olmaya başlayacak,
bayağı bayağı ayağınızın orada olduğunu fark edeceksiniz.
E ayağınız hep oradaydı...
Diyor; Sinan Canan
Not: Bu bir farkındalık çalışmasıdır.
***
Canım kendim, güzel yaş almak istiyorsan;
-Büyümeye devam etmelisin. Öğrenmekten vazgeçme.
-Zamana ayak uydur, güncel kal.
-Esne.
-Sosyalleş.
-Dr. Osman Müftüoğlu'nun önerdiği gibi: DURMA-DÜŞME-ÜŞÜTME
Ya da boş ver, sal gitsin...
***
Kimse izlemiyorken sen kimsin?
***
Hayatımı ne yaparak geçirmeliyim?
***
Varoluşunu doğru inşa edememiş gibi hisseden bir ben miyim?
Yoğun bir temponun içinden sağ çıkmaya çalışıyorum.
***
Kötümser: Bıktım sistem değişikliklerinden.
İyimser: Yeni şeyler öğrenmek iyidir, geliştirir.
***
Kötümser: Günlük rutinlerin sekteye uğramasından hoşlanmayan bir ben miyim?
İyimser: Rutin dışına çıkmak iyidir, yeni maceralara yelken açtırabilir. : )
***
Şöyle elimden bırakamayacağım güzel bir kitapla bir köşeye sinip kitap okumak istiyorum.
***
"Elimizden kitaplar alınsa neye uğradığımızı şaşırırız." Yeraltından Notlar/F. Dostoyevski
***
İş çıkışı spora gidiyorum. Bugün hocanın bana sürekli komutlar verip, ne yapacağımı söylemesinden keyif aldığımı fark ettim. Gün boyunca sürekli kararlar almak, aldığın kararlardan sorumlu olmak sanırım insanı biraz zorluyor. Bunu genele yaydığımda çocuk yaştan beri kendi sorumluluğumu taşımanın beni ne kadar yorduğunu, güvendiğim birine teslim olmanınsa beni bir o kadar rahatlattığını kavradım. Bu aydınlanma anda kalmayı başardığım yegane zamanda, yani bir pilates dersinde yaşandı. Bu durumda ne demeli, yaşasın pilates 😊.
Bugün annemle babamın evlilik yıldönümü.
Kendimi bildim bileli ya yüz yüze ya telefonla hiç aksatmadan her yıl kutladım.
Kutlasam mı? Kutlamasam mı?
4 yıldır her 10 eylülde tereddütte kalıyorum, kutlasam üzer miyim? Kutlamasam üzer miyim?
Çünkü artık babam yok.
***
Sen iyi olsan ne fark eder etraf hep yürek sancısı.
Tetiklenecek o kadar çok şey oluyor ki.
Dün bütün gün gözü yaşlı gezdim.
24 saat içinde;
İki büklüm yaşlı bir teyze, elindeki kovanın iki yanına sıkı sıkı tutunmuş, kovadan destek alarak yürümeye, hastaneye giriş yapmaya çalışıyordu.
(Walker diye bir şey icat edilmiş değil mi? Yaşlı teyze düşmeyecek bu aletin peşine. Sistem onu görecek ve ulaştıracak. Gençler sisteme katkı sağlar, sistem de yaşlılara.)
Markette kasada beklerken önümdeki çocuk bakiyesi yetmediği için aldığı temel gıdanın bir kısmını geri bırakmak zorunda kaldı.
(Gözüm kendi alışverişime kaydı. 1 paket çekirdek, 2 paket cips. Utandım)
Çöp karıştıran çocuk çöp konteynerında bulduğu yarım şişe meşrubatı kafasına dikti.
(Başımı yerden kaldıramadan yanından geçip gittim.)
Yıl 2025 Gel de isyan etme be kardeşim.
***
Güzel şeylerde oluyor.
Yaklaşık 15 yıldır aynı köşede satış yapan poaçacı Yaşar abimiz tezgahına not bırakmış. İnceliğe bakın, hasta olduğu için özür diliyor.
Notun etrafına müşterilerin yazdıklarına ne demeli :))
-Geçmiş olsun sizi burada görememek üzücü demiş birisi.
-Ben Mert senin değişinle Mertcan umarım yakında dönersin Yaşar abi, demiş bir başkası.
-Biri de rujuyla Allah şifa versin yazmış :)
İşten çıkıp koşa koşa pilatese gittim.
Geç kalma ihtimaline karşı üzerime spor kıyafetlerimi giymiştim.
Tam vaktinde salona girdim ve pilates aletinin üzerinde ki yerimi aldım.
Harekete başladık, hoca sayıyor, oooonn- dokuuuuzzzz- sekiiizzzz- yeediiiii.
Benim komutlara uyuşum, on-dokuz-sekiz-yedi.
Yavaşlamaya çalışıyorum ama bir türlü yavaşlayamıyorum.
Tıpkı yeni bitmiş çamaşır makinası gibiyim. İçimde ki merdane tüm hızıyla dönüyor.
Ben nefesimi ve kalp atışlarımı düzene sokmayı başardığımda, hareketlerimde düzene giriyor.
Yavaş yaşam felsefesi her yerde karşıma çıkıyor.
Evet deniyorum.
Nörologlar çok öneriyormuş diye yere uzanıp 7 dk bütün vücudumu gevşetmeye,
etrafımdaki seslere, kokulara, vücudumun zemin üzerindeki temasını fark etmeye çalışıyorum.
O sırada gözüm saatte acaba işe geç mi kalıyorum.
Malum trafik.
Yemeğimi yavaş yemeye çalışarak, her lokmanın tadına varmaya çalışıyorum.
Ama gözüm yine saatte, çok oyalanırsam işler aksayacak.
İki satır yazı yazmaya çalışıyorum fakat, uyaranların bol olduğu dikkat dağınıklığı çağında,
dikkat vermek ne mümkün.
Not alır gibi kısa kısa yazıp çıkıyorum.
Yavaşla...
Evet, deniyorum.
Büyük şehrin çarkından bir çıkabilsem, başaracağım biliyorum.
Bir kızıl derili atasözü var siz de bilirsiniz: "O kadar hızlı gittik ki; ruhumuz geride kaldı."
Sadece ruhumla el ele yürümek istiyorum.
***
Dışa dönükler 'dışa dönük' türler, daha çok eylem odaklıdırlar, sosyalleşmeye ihtiyaç duyarlar. Başkalarıyla vakit geçirdikten sonra enerjik hissederler.
İçe dönükler 'içe dönük' türler, düşünce odaklı olma eğilimindedirler, derin ve sosyal etkileşimlerden hoşlanırlar ve yalnız vakit geçirdikten sonra kendilerini yeniden enerji dolu hissederler. İşte bu ben.
***
Ben: Yalnız seyahate çıkmak istiyorum.
Koca: İyi ya ablanla gidin işte.
Tek başıma seyahat etmek istiyorum çünkü, yol arkadaşımın ihtiyaçlarını da gözetmek bende stres yaratıyor. Bu durum karşı tarafla ilgili değil tamamen benimle ilgili. Aşırı korumacı ve kontrolcü bir yapıda olduğum için yanımdakini de gözetme ihtiyacı duyuyorum.
Yalnız seyahat edebilme özgürlüğü benim için inanılmaz bir ödül. Amin diyelim :)
***
Neye odaklanırsanız o genişler.
Neyi Beklerseniz onu davet edersiniz.
Neye derinden inanırsanız onu yaratırsınız.
***
Şuan birileri bir yerde uyuyor, biri kedisini besliyor, biri işçilere kahve ikram ediyor, biri bir tatil kasabasında denize karşı kahvaltı yapıyor, biri masasının başında çalışıyor, biri kuran okuyor, biri müzik dinliyor, biri hasta, biri yürüyüşte, biri aç, biri tok, biri güvende, biri korku içinde, biri doğuyor, biri ölüyor...
HAYAT...
***
"Ayağını sıcak tut başını serin, kendine bir iş bul düşünme derin." Manifaturacı abi
***
Yataktan kalkar kalkmaz gün ışığına çıkamasam da, evden çıkmadan 5 dk önce balkonda rimelimi sürdüm, gökyüzüne bakarak muzumu yedim ;)
Hiç yoktan iyidir.
Size not: Sabah aç karına yenilen muz müthiş bir sindirim düzenleyicidir.
***
Kendime not: *Toksik insanların oyun alanına girme.
*Öğrenmeyi bırakma.
***
Sadece bir anlığına dur.
Nefesini hisset, nefesinin vücuduna girip çıkışını,
oturduğun sandalyenin tenine dokunuşunu,
odadaki sesleri,
sadece yargılamadan fark et.
İşte bu, ana gelmektir.
***
Düşünceler gökyüzündeki bulutlar gibidir. Gelir ve gider.
SEN GÖKYÜZÜSÜN.
***
Uçan balon almaya gidiyorum, çünkü onun doğum günü.
***
"Aynı yıldızları görebildiğimiz hâlde, birbirimizden sonsuz ölçüde uzaktık." Jostein Gaarder- İskambil Kağıtlarının Esrarı
"Bir bedeni kendine ev edinmeden önce, oradaydı ruhumuz ve beden zamanın öfkesine yenik düşünce, yine oraya dönecek"Jostein Gaarder- İskambil Kağıtlarının Esrarı
"İnsanların kim olduklarını, nereden geldiklerini hiç sormadan dünyada dolaşıp durmaları, anlaşılamaz bir şeydi bence. İnsan nasıl bu gezegendeki yaşam karşısında gözlerini yumar ya da onu olağan sayabilirdi?" Jostein Gaarder- İskambil Kağıtlarının Esrarı
"Ben yalnız olduğumuza inanmıyorum evlat, asla inanmıyorum. Evren yaşam kaynıyor. Ne var ki, yalnız olup olmadığımızı hiç öğrenemeyeceğiz. Galaksiler, birbiriyle hiçbir bağlantısı bulunmayan yapayalnız adalar gibidir." Jostein Gaarder- İskambil Kağıtlarının Esrarı
***